Profile bak

Gözden Kaçmasın #14

Tevfik Uyar
Tevfik Uyar
14. haftadan herkese merhaba. Bu hafta içerik sayısı az oldu… Haberleri yazarken kendimi başka detaylar vermekten alıkoyamadım. Bu hafta da böyle deneyelim :) Herkese sevgiler.

Birkaç haber
Dans eden Ahtapot (DaugaardDK/Flickr) - CC BY-NC-SA 2.0
Dans eden Ahtapot (DaugaardDK/Flickr) - CC BY-NC-SA 2.0
Ahtapotların beyinlerinde yeni bir keşif
Ahtapotlar olağanüstü zekâlarıyla ön plana çıkan hayvanlar. Nerede okuduğumu maalesef hatırlayamıyorum ama, bir yazar, “eğer uzaylı zekâsı neye benzer diye düşünüyorsanız, ahtapotlar buna örnek olabilir” demişti. Ahtapotlara olan ilgim nedeniyle Siyah Kitap'tan çıkan “Başka Zihinler” adlı bir kitabı okumuş ve çok beğenmiştim. Netflix'te de bir yönetmenin kendi kişisel gözlemlerini aktardığı, bu kitaptan öğrendiğim çoğu bilgiyi doğrulayan “Ahtapottan Öğrendiklerim” adlı bir belgesel var. İkisini de şiddetle tavsiye ederim.
Gelelim haberimize… Ahtapotların beyninde de insan beynindeki zıplayan genlerden keşfedilmiş ve ahtapotlardaki bilişsel karmaşıklığın bu zıplayan genlerin ürünü olduğu düşünülüyor. Zıplayan genler, bir genom içerisinde yer değiştirebilen, bu sırada mutasyon yaratan ve hatta genom boyutunu değiştirebilen genlere deniyor.
Ahtapot beyninin de tıpkı insan beyni gibi zıplayan genlerce zengin olduğunu ortaya koyan araştırmanın özünü, bilhassa bilişsel kabiliyetlerle ilişkili olduğu düşünülen LINE elemanının 2 ahtapot türünde de keşfedilmiş olması oluşturuyor.
Tabii buradan zıplayan genlerin muhakkak iyi bir şey olduğu anlamı çıkmasın… Örneği “alu elemanı” adı verilen bir zıplayan gen tarih boyunca o kadar zıplamış ki, insan genomu boyunca 1 milyon kez kendini tekrar ediyor. Alu'nun araya kaynak yapmasının genetik olarak miras alınan hastalıklarda (kanser dahil) rolü olduğu düşünülüyor.
Zıplayan genlerin keşfi, 1983'te Barbara McClintock’a nobel ödülü kazandırmıştı.
Yapay fotosentez ile karanlıkta büyüyen bitkiler
California Üniversitesi araştırmacıları bitkilerin “ışıksız fotosentez” yapmalarının bir yolunu bulmuş görünüyor.
Fotosentez, bitkilerin su ve karbondioksiti ışık yardımıyla biyokütleye dönüştürmesine deniyor. Hem bitkinin kendi biyokütlesi hem de bizlerin tükettiği kısımları bu sürecin bir ürünü. Bu kimyasal sürecin enerjisi güneş ışığından sağlanıyor.
Araştırmacılar burada güneş ışığını devreden çıkarıp yerine elektriği koymuşlar. Öncelikle elektrik enerjisi aracılığıyla su ve karbondioksit asetata çevriliyor. Daha sonra bitki, bu asetatı kullanarak besin sentezleme işine devam edebiliyor.
Elbette bu yöntem karanlıkta bitki yetiştirmeyi sağlayabilir ama araştırmacılar başka bir hedeften bahsediyor: Fotosentez verimliliği sadece %1 çünkü güneş ışığının bitkiye verebileceği enerji sınırlı… Oysa yeni yöntem kullanılır ve elektrik güneş panelleriyle sağlanırsa verim %18'e kadar çıkabiliyor! Yani… Yöntem başarılı olursa, elektrik santrallerinin çevresinde karanlık seralar görmeye başlamamız işten bile olmayabilir.
Paylaşmasam olmaz
District 9 ve Elysium filmlerinin yönetmeni Neill Blomkamp'ın kendi kurduğu film şirketi OATS Studio'nun Rakka adıyla başladığı ama henüz devamı gelmeyen bir seri var. Aşağıda şu an yayında olan tek bölümü var.
Oats Studios - Volume 1 - Rakka
Oats Studios - Volume 1 - Rakka
Her ne kadar uzaylıların sadece iş gücü kaynağı olarak bizleri işgal etmesi pek mantıklı görünmese de, Rakka, insanı dehşete düşürmeyi başarıyor -ya da kendi adıma konuşayım: beni-. Kendi türümüzü bir başka yabancı tür karşısında bu kadar çaresiz ve zavallı görmek bana çok etkileyici geldi. Belki bir çocukken sinemada izlediğim ilk filmin “Terminator” olması sebebiyle beni bu kadar etkilemiştir (aslında ilkinin hangisi olduğundan hala net olarak emin değilim; “Geleceğe Dönüş” de olabilir).
Neden bu fikri mantıklı bulmadığımı da açıklayayım: Yıldızlararası seyahat edip, başka bir gezegeni işgal edecek teknolojiye erişmiş bir medeniyetin -eğer makine veya robot kullanmakla ilgili güçlü ahlaki engelleri yoksa- iş gücü için insanları kullanması biraz çelişkili. Ancak -elbette- bu bir film. Ayrıca -herhalde- sanatçı burada insanlık tarihine de gönderme yapmak istemiş olmalı. Bu türün Rakka'da bizlere yaptığını, zamanında başka bir renge, dine ya da kimliğe sahip olduğunu düşünen insanlar diğerlerine yaptılar. Öte yandan otomobilleri icat etmemiz at nüfusunu hatırı sayılır derecede düşürse de, atların insan hizmetinde kullanımı sona ermiş değil.
Sussam gönül razı değil
Kız kardeşimle aramda 5 buçuk yaştan biraz fazlası var. Onun bebek olduğu zamanları hatırlıyorum. Uzun süren bir seyahat ertesinde bebekçeğiz ishal olmuştu. Vardığımız yerde kaldığımız pansiyonda sabahın 5'inde durmadan ağlıyordu. Pansiyondaki diğer insanların rahatsız olmuş olabileceğini bittabi anlıyorum. Kimisi iş kimisi tatil için gelmiş insanlar sabahın 5'inde cıyak cıyak ağlayan bir bebek duymak istemeyeceklerdir. Ancak yan odadan başka bir kadının “sustur şu bebeği kadın” diye bağırdığını da hatırlıyorum. Annem de “becerebiliyorsanız gelin siz susturun” demişti.
Bebeği susturmanın kesin bir formülü yok. Açsa, emzirmeye/doyurmaya çalışırsınız. Altını değiştirip rahatlatmaya çalışırsınız. Sıcaksa serinletir, üşümüşse ısıtırsınız. Gazı varsa gazını alırsınız. Tüm bu hipotezleri denemiş ve gerekenleri yapmışsanız ve hala susmuyorsa, yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur. (En azından o zaman yoktu. Şimdi ilave olarak bir de Youtube'dan elektrik süpürgesi sesi açmak var…).
Konumuz bebek bakımı değil elbette. Bugün “sokaktaki çocuklara bağırmadan oynamayı öğretmeyi” salık veren bir Tweet gördüm. Sanırım ben de çocuk sahibi olmadan önce bunun mümkün olabileceğini sananlardanım. Çocukların “sessiz oynayıp kimsei rahatsız etmemek” gibi bir normu anlayıp oyun oynerken buna uygun davranmaya başlayacağı yaşın hangisi olduğunu ben bilmiyorum; bir pedagog söyleyebilir.
Ama şunu anlıyorum: Bu yaklaşımda çocukların kaç yaşında olursa olsun tüm sosyal normları anlayabilecekleri, dahası bunları onlara ana babaların tereyağından kıl çeker gibi öğretebilecekleri, çocuklar bunları öğrense de akranlarıyla sokakta oyun oynamak gibi kontrolü tamamen kaybettikleri bir durumda uygulayabilecekleri varsayımı var. Bir çocuğa bunun yanlış olduğunu öğretseniz dahi, sizin varlığınızda bağırmaz, ama akranlarıyla yalnız kalıp oyun oynamaya başlayınca -otorite eksikliğinde- yine yapmaya başlayabilir.
“Kimsenin rahatsız olmaya hakkı yok” gibi saçma bir cümle kurmayacağım… Dediğim gibi: Ben de bir zamanlar böyle düşünmeye yatkındım diye hatırlıyorum. Ama çocuklara bunun kolaylıkla öğretilebileceğini düşünmek çok naifçe… Tıpkı bir bebeğin istendiğinde hemen susturulabileceğini düşünmek gibi.
O zaman ortaya tek bir çözüm çıkıyor: “Çocuklarınızı sokakta oynatmayın; sadece parklarda oynasınlar”. Eğer ülkemizde yeteri kadar yeşil alan olsaydı, mahalleler buna göre planlansaydı, iyi bir çözüm olabilirdi (aksine, insanlar mahallelerindeki bir avuç yeşil alanı kaybetmemek için mücadele veriyorlar).
İlk anlattığım olay için de “bebeği olanlar tatile gelmesin” demek de bir çözüm önerisi olabilir ama bu da bir tür ayrımcılık gibi geliyor bana. “Oteller bebekli/bebeksiz ayrılsın” daha makul bir çözüm olabilir; ki bence yakında öyle olacak. Ya da en azından katları öyle planlayabilirler (belki yapıyorlardır, bilmiyorum).
Duyurular
Uzun bir aradan sonra fırçayı tekrar elime aldım… Geçmişe dönüp baktığımda mevsim değişimlerinin bende resim yapma hevesi yarattığını görüyorum. Herhalde -mesela tam şu sıralar- yaza, doğaya gitmeye, mekan değiştirmeye duyduğum özlem etkili olmalı. Kışa girerken de kar özlemi geliveriyor…
Nitekim, kendimi nadasa bırakmak bana iyi gelmiş gibi görünüyor… İşte sizlere son resmim: BOZKIRDA ÖĞLE SICAĞI
Öğle Sıcağı | Shopier
Devamı...
Bir haftayı daha geride bıraktık! Yenisi yayımlandığı zaman bu bülteni e-posta olarak almak isterseniz şu formu kullanarak abone olabilirsiniz.
Elbette sevdikleriniz de okusun istiyorsanız, onlara da aynı tavsiyede bulunabilir ya da bu bülteni -e-posta ile aldıysanız- onlara iletebilirsiniz.
Hepinize iyi haftalar diliyorum.
Bu konuyu sevdin mi? Evet Hayır
Tevfik Uyar
Tevfik Uyar @tevfik_uyar

Bilim(+kurgu) Yazarı & Bilimsel Şüpheci, PhD. @HBT_Dergi @Yalansavar / @AcikBilim.

Abonelikten çıkmak için buraya tıkla.
Bu bülteni yönlendirirseniz ve beğenirseniz, abone olabilirsiniz: buraya.
Created with Revue by Twitter.
Istanbul