Profile bak

Gözden Kaçmasın #2

Tevfik Uyar
Tevfik Uyar
Dyson Küresi'nden merhaba (Süpürge olan değil…)
Öncelikle herkese güzel bir haftasonu dilerim.
Bir kaç gün önce başladığım “Gözden Kaçmasın” bültenlerinin ikincisindeyiz. Birincisini hafta içi göndermiştim (çünkü ilkti!) ama bundan sonra size Cumartesi günleri günaydın demek istiyorum.
İkinciler hep zordur çünkü herhangi bir şeyin ilki onu kullanacak olanlarda bir beklenti yaratır; ve ikinciler bu beklentilerin çoğuna uymaz (bu cümleyi 17 yıl önce çıkardığım derginin 2. sayısının giriş kısmında da, 10 yıl evvel yaptığım radyo programının ikinci bölümünde de söylemişimdir. Kendimi tekrar konusunda çok istikrarlıyımdır.)
Amma velakin zaten beklentileri büyütmemek ve bir taahhüt etkisi altına girmemek için “kendim için aldığım notları paylaşacağım” demiştim. Kendi stresimi de bu yolla azalttım. İşe yarayıp yaramadığını göreceğiz.

Bilim & Eleştirel Düşünme
İstatistik paylaşırken dikkat!
Journal of Judgment and Decision Making‘in 2022 yılı ilk sayısında yer alan bir çalışma istatistik paylaşımlarının insanların risk algısı üzerindeki etkisini araştırmış. Sonuçlara göre COVID-19 istatistikleri paylaşılırken toplam vaka sayısı vermenin yarattığı risk algısı (örneğin: 100.000 vaka), frekansın yarattığından (her 1 milyon kişiden 100'ü); frekansınki ise oran vermenin yarattığından (0.0001) daha yüksekmiş. Daha da ilginci 1000 kişiden 1'i ve 100000 kişiden 100'ü gibi, aslında birebir aynı orana karşılık gelen istatistikler okurlar tarafından farklı algılanıyormuş.
Venüs'te yüzen kaleler
Arxiv'de baskı öncesi versiyonu yayımlanan bir makalede NASA'lı yazar Alex R. Howe, Venüs'ü atmosferde yüzen platformlarla yaşanabilir kılmanın imkanını soruşturmuş ve maliyetini hesaplamış. Yazara göre 200 yılda halledilebilecek olan plan, gezegenin tamamının içindeki azot sayesinde havada yüzen platformlarla kaplanıp (bu platformlar Venüs'te, Venüs malzemeleriyle üretilecek), üzerindeki yüzeyde Dünya benzeri basınç ve sıcaklık koşullarını yaratmaya dayanıyor. Ben yazarın maliyet ve süre konusundaki düşüncelerini -şahsen- fazlaca iyimser buldum (çünkü platform inşasındaki karbonu oksijendeki karbondioksitten elde ediyor mesela ama orada kullanılacak işgücü -robot veya insan- hakkında öngörüye ihtiyaç var) ama yazarın da dediği gibi: “Literatürdeki diğer senaryolara göre daha ucuz ve yapılabilir”.
Hubble'dan yeni rekor
Hubble, bugüne dek görüntülenen en uzak yıldızı görüntüledi: Yıldız, büyük patlamadan sonraki ilk bir milyar yıl içerisinde doğmuş. Hubble bir yıldız tespit ettiğinde yıldız ışığındaki kırmızıya kayma miktarından “yıldızın evrenin ömrünün yüzde kaçında” olduğu bilgisi hesaplanabiliyor. Yeni görüntülenen yıldız 12.9 milyar ışık yılı uzaklıkta ve kırmızıya kayması görüntünün evrenin henüz %7 yaşında olduğu zamandan geldiğini gösteriyor.
Tarihte geçen hafta (30 Mart): Halley!
Herhalde en meşhur Kuyrukluyıldız Halley’dir. Onu meşhur yapan pek çok özelliği var. Birincisi, yörünge periyodunun 74 ila 79 yıl olması. Yani eğer ömrünüz vefa ederse ve şanslı bir yılda doğduysanız, yaşamınız boyunca Halley’i iki kez görme fırsatını var. Çıplak gözle kolaylıkla görünür olması ise bir başka özelliği; ki bu da Halley’i epey ilgi çekici kılıyor. Özellikle de geçmişte yaşamış atalarımız için.
New York Times’ın 3 Temmuz 1910 tarihli nüshasında basılan Halley fotoğrafı.
New York Times’ın 3 Temmuz 1910 tarihli nüshasında basılan Halley fotoğrafı.
Kayda geçen ilk Halley gözlemi M.Ö 240’ta 30 Mart'ta Çinliler tarafından yapıldı. Aslında antik yunanda M.Ö 468 ve 466 yılları arasını işaret eden bir kayıt daha var -ve aynı kayıt Çinli astronomlarca da yapılmış- ama bilim tarihçileri konuya şüpheyle yaklaştıkları için bu kayıttan emin olamıyorlar.
Halley adını Newton’un çağdaşı ve yakın arkadaşı, dönemin önemli fizikçilerinden biri olan Edmond Halley’den aldı. Edmond Halley, Newton’un yasalarını ele alarak kuyrukluyıldız astronomisini anlattığı 1705 tarihli eserinde 1531, 1607 ve 1682 yıllarında Dünya’yı ziyaret eden kuyrukluyıldızın aynı kuyrukluyıldız olduğunu düşünüp, sıradaki ziyaretin 1758’de olacağını öngördü. Edmond Halley’in ömrü vefa etmeyip 1742’de ölse de, kuyrukluyıldızın tam öngördüğü yılda gelmesi üzerine ismi bu özel gökcismiyle yaşatıldı.
Halley’in 1910 geçişi de pek çok açıdan özeldi. Her şeyden önce M.Ö 240’tan beri bilinen ve takip edilen kuyrukluyıldızın fotoğrafı ilk kez bu ziyaretinde çekildi. Geçiş o kadar yakındı ki, Dünya Halley’in kuyruğundan geçti. Bu durum o tarihte bazı çevrelerde korku yaratmıştı; zira yakın zaman önce Halley’in kuyruğuna yapılan spektrometrik bir analiz sonucunda, kuyrukta zehirli siyanojen gazı olduğu bulunmuştu. Bu korkudan faydalanmak isteyenler piyasayı gaz maskeleri, “anti-kuyrukluyıldız hapları” ve “kuyrukluyıldız şemsiyeleri” ile doldurmuştu.
Halley’in sıradaki ziyareti 28 Temmuz 2061’de gerçekleşecek. Kuyrukluyıldızı romantik bir gecede izleyebilmek için tatil planlarınızı şimdiden yapın (Ben pek ümitli değilim).
Sussam gönül razı değil
Tevfik Uyar
Maymunların veya tavukların kuantum mekaniğini anlamaları mümkün değil zira beyinlerindeki filogenetik sınırlar bunu imkansız kılıyor. Acaba biz Homo sapiensler için evrenin hangi sırları bu limite takılıyor? Neyi asla anlayamayacağız? Korkunç bir soru.
Yukarıdaki Tweet zincirini aslında 22 Mart'ta atmıştım ama şaşırtıcı derecede bir etkileşime sahip oldu (ben yazdığım sırada beğeni sayısı 17500 idi!). Hayret etmenin yanısıra neden diye sorgulamamak elde değil; çünkü ben bunu yazarken “zihin felsefesi” gibi spesifik bir konuyla ilgili olduğunu düşünerek yazmıştım.
Ancak gelen yanıt ve tepkilerden anladığım şu ki bu konu her okuyanın kendi “felsefesi” ile ilişkilendirdiği bir konu.
Elbette benim sormak istediğim soru tamamen zihnimizin kapasitesiyle ilgiliydi. Bundan 300.000 yıl önceki halimizi bugünkü bulunduğumuz konumla karşılaştırarak, bir gün evrenin tüm sırlarını öğrenebileceğimiz varsayımında bulunmak gerçekten mümkün müdür? Çünkü bizim zihinlerimizin de bir sınırı olabilir. Ayrıca günümüzde evrim, fizik veya matematik zekası zehir gibi olanları seçmiyor ve ilerlemenin her daim var ve hep yeterli hızda olacağıyla ilgili daha güçlü argümanlara ihtiyaç var.
Ancak bu soru (bir takipçimin de uyardığı gibi) sözdebilimcilerin “bizlerin anlayamayacağı, bilimin keşfedemeyeceği güçler var!” iddiasını destekliyor gibi görünüyor. Filogenetik sınırlarımız olması “keşfedemeyeceğimiz güçlerin olduğu” önermesini kabul etmemizi mecbur kılar mı?
Kılmaz. Çünkü ortada “çözemediğimiz bir muamma” yok.
Yani konu:
  • “homeopatik ilaçların aslında etkili olduğu ama bizim bir türlü etken madde bile içermeyen bu ilaçların nasıl tedavi ettiğini bulamamamız”
  • “Merkür retrosunda gerçekten elektronik cihaz arızalarında anlamlı bir artış yaşandığı ama bunun bir türlü hangi kuvvetler altında gerçekleştiğini tespit edemediğimiz”
vs. değil. Bu tür etkiler yapılan deney ve araştırmalarda zaten gözlemlenmiyor çünkü yoklar. Çözülemeyen bir olgu kriz yarattığı için “alternatif enerji” ya da “güç” açıklamalarına ihtiyaç duymuyoruz.
Evrenin elbette henüz varlıkları hakkında fikir sahibi bile olmadığımız sırlar var; bazıları hakkında da fikrimiz var ama henüz çözemedik. Ancak bu sırlar sözdebilimcilerin geçerli olmayan iddialarını kurtarmak için öne sürdüğü Ad Hoc hipotezlerle ilişkili değil…
Paylaşmasam olmaz
Kuş Gözlemi Simülasyonu
Beni uzun süredir takip edenler bir zamanlar yuvasından yenice düşmüş bir sığırcığı büyütüp doğaya saldığımızı bilirler. O günlerde yaban hayatı veterineri pek çok dostla tanıştık. O dostlardan birisi de Gökçe Coşkun'du. Kendisini daha sonra Muhabbet Teorisi'nde de ağırlamıştık. Gökçe hocam geçen hafta bir kuş gözlemi simülasyonu paylaştı. Henüz çıkmamış “oyunun” demosuna Steam'den erişilebiliyor.
Gökçe Coşkun
Artık kuş gözlemi için simülasyon oyunu var. Artık kuş gözlemine gidemiyorum diye üzülmeyin, ayağınıza kuş gözlemi geliyor. Sanal kertikler de olacak 😄 @BirdingSim
https://t.co/lMB2RA1nwM
Klingon Propaganda
Bu başlıkta aynı zamanda sizlerle “çok beğendiğim” ve aklıma geldikçe defalarca açıp açıp izlediğim şeyleri paylaşmak istiyorum. Malum evde bir buçuk yaşını yeni geçmiş bir çocuğumuz var. Ona şarkı söylerken aklıma gelen şarkılardan birisi de “cik cik cik cik… ötüyor kuşlar” sözleriyle, bir zamanlar TRT Ankara Çocuk Korosu'nun zihnimize çaktığı bir şarkı.
Bu şarkı Klingon Propaganda adlı bir youtube videosunda epey uyumlu bir şekilde kullanılıyor :)
Klingon Propaganda Official Translation
Klingon Propaganda Official Translation
Videoyu yaratan Stüdyo'nun sahibi Mark Farinas'ın bu şarkıyı seçmesi çok da tesadüf değil zira bir Türkle evli. Eşinin çocuğa bu şarkıyı söylediğini duyunca şarkının çok militaristik bir tınısı olduğunu fark ediyor… Ve aklına bu videoyu yapmak geliyor. Hikayesini şuradan okuyabilirsiniz.
Duyurular
Bülten abone sayısı giderek artıyor ve elbette bundan memnuniyet duyuyorum. Resmen 2010 yılındaki Açık Bilim heyecanını hissediyor gibiyim.
Abone sayısı 300'ün katlarına ulaştığında 300'ün katı olan sayılı aboneye (300, 600, 1500…) kitaplarımdan birini hediye edeceğim :)
Devamı...
Yenisi yayımlandığı zaman bu bülteni e-posta olarak almak isterseniz şu formu kullanarak abone olabilirsiniz.
Elbette sevdikleriniz de okusun istiyorsanız, onlara da aynı tavsiyede bulunabilir ya da bu bülteni -e-posta olarak aldıysanız- iletebilirsiniz.
Bu konuyu sevdin mi? Evet Hayır
Tevfik Uyar
Tevfik Uyar @tevfik_uyar

Bilim(+kurgu) Yazarı & Bilimsel Şüpheci, PhD. @HBT_Dergi @Yalansavar / @AcikBilim.

Abonelikten çıkmak için buraya tıkla.
Bu bülteni yönlendirirseniz ve beğenirseniz, abone olabilirsiniz: buraya.
Created with Revue by Twitter.
Istanbul