Profile bak

Gözden Kaçmasın #6

Tevfik Uyar
Tevfik Uyar
Dyson Küresi'nden merhaba… Umarım bu bülten aracılığıyla sizlere sunduğum içerikten keyif alıyorsunuzdur. İlk başta belirlediğim bir takım disiplin başlıkları oldu ama bu başlıkları büyük ölçüde ilk hafta yazmak istediklerim belirlemişti ve bir tutarlılık arz etmesi için aynı şekilde sürdürüyorum. Ancak içerikle ilgili önerileriniz varsa onları duymayı çok istediğimi bilmenizi isterim.
Şu form aracılığıyla kolayca ve isimsiz olarak bana önerilerinizi gönderebilirsiniz (“daha fazla haber olsun”, “X bölümü daha uzun olsun” vb.).
Herkese iyi haftalar dilerim.

Bir kaç haber
Deniz suyundan içme suyuna
MIT araştırmacıları küçük bir güneş paneliyle çalıştırılabilen ve deniz suyunu içme suyuna çevirebilen taşınabilir bir arıtma cihazı icat etmeyi başardılar. 10 kg. ağırlığındaki cihaz herhangi bir filtre kullanmıyor ve genelde kullanılan cihazların aksine yüksek basınçlı pompalar gerektirmiyor. Cihazın alameti farikası araştırma ekibinin 10 yıl önce geliştirdikleri “iyon konsantrasyon polarizasyonu” teknolojisi. Bu teknoloji tuz, bakteri ve virüsler de dahil tüm yüklü parçacıkları tutan bir elektrik alan sağlıyor. Böylece filtre gibi uzun dönemde bakım maliyetlerini artıran sarf malzemeleri olmadan artırma mümkün hale gelebiliyor.
Küresel İklim Değişikliği yeni pandemiler tetikleyebilir
Günümüzde insan yerleşimleri ve vahşi yaşam habitatları belli sınırlarla ayrılmış durumda. Kent ve kasabaların tarih içerisindeki gelişimlerinin yarattığı bu doğal durum küresel iklim değişikliği sebebiyle değişecek ve birbirinden farklı vahşi hayvanlarla geniş insan topluluklarının habitatları kesişecek. Tıpkı Çin'deki pazarlar gibi! Nature'da yayımlanan yeni bir makalede bu durumun virüslerin türden türe atlama ihtimalini, dolayısıyla da yeni pandemiler yaratma riskini dramatik şekilde artıracağı öne sürülüyor.
Helga'ya "Merhaba" deyin!
Helga'ya "Merhaba" deyin!
Uzay radyasyonunun kadınlar üzerindeki etkisi ilk kez araştırılacak
NASA, Artemis görev serisiyle 50 yıllık bir aradan sonra ilk kez Ay'a insanlı sefer düzenlemeyi planlıyor ve Artemis ile birlikte Ay'a ilk kez kadın gönderilmiş olacak. Ancak uzay araştırmaları tarihinde erkek bedeninin uzay radyasyonundan ne derece etkilendiği iyi belgelenmiş olmakla birlikte aynı şey kadınlar için söz konusu değil. Özellikle meme dokusu sebebiyle kadınların radyasyona karşı erkeklerden daha hassas olduğu biliniyor. Bu sebeple bu yıl sonunda bir Orion kapsülüyle uzay uçuşu yapacak olan iki mankenin hazır olduğu duyuruldu: Helga ve Zohar. Her ikisi de 95 santimetre uzunluğunda ve 36 kilogram olan iki mankenden Helga, herhangi bir koruyucu donanım olmadan, Zoharsa Astrorad adı verilen korunaklı kıyafet ile uçuş gerçekleştirecek. Mankenler yetişkin bir kadının kemik, yumuşak doku ve organlarını taklit eden materyallerden imal edilmiş ve toplamda 10.000 pasif sensör ve 34 aktif radyasyon detektörüne sahip. Araştırmacılar iki mankenin maruz kaldığı radyasyon miktar ve örüntülerini karşılaştıracaklar.
Paylaşmasam olmaz
E-kitapların yaygınlaşmaya başladığı zamanlarda yeni teknolojiyi yadırgayanların öncelikli argümanlarından bir tanesi “kitap kokusunu duymadan kitap okunur mu?” idi… Hakikaten de kitapların kendilerine has, özgün kokuları var. Peki bu kokuların kaynağı ne? İngiliz kimya öğretmeni Andy Brunning'in ödüllü bloğu Compoundchem‘in 2014 yılında hazırladığı aşağıdaki info grafik, eski ve yeni kitapların enfes kokularının başrolünde hangi moleküllerin olduğunu gösteriyor.
Eski kitaplarla yeni kitapların kokularının farkı olması ardında iki neden var: Birincisi elbette kağıt teknolojisi. Eski kağıtlar yapısal olarak biraz daha farklı; sözgelimi, yeni kağıtlara göre çok daha fazla lignin içeriyor. İkincisiyse, kağıttaki selüloz ve ligninin zaman içerisinde bozularak yeni organik bileşikler ortaya çıkarması. Infografik kendini iyi bir şekilde anlatıyor:
@compoundchem
@compoundchem
Sussam gönül razı değil
Geçtiğimiz hafta Twitter'da yukarıdaki tweete rastgeldim. Tahmin de edeceğiniz üzere, sigara endüstrisinin reklamlarında tıp doktorlarını oynattığı yıllar. O dönemde tütün kullanımı oldukça yaygın. Birazcık nefes darlığı yapması dışında -sağladığı keyifle karşılaştırınca- o kadar da problemli görünmüyor. Elbette solunum sistemiyle ilgili sorunlar yarattığı “sezilse de” pazarlama etiğinin, halk sağlığının çok da umursandığı yıllar olmadığını da kayda geçirmek gerek. Bize “her daim varmış” gibi gelen bu kavramların öneminin aslında sadece son 50 yılda geliştiğini yaşı yetenler bilecektir. Benim çocukluğumda sigara şeklinde sakızlar satılıyordu (şimdi inanılmaz geliyor!) ve otobüste, uçakta, devlet dairesi koridorlarında ve hatta hastane koridorlarında sigara içiliyordu! Zira politikalar -maalesef- hemen her zaman bilimin gerisinde kalıyor ve belli bir gecikmeyle hayata geçiyor.
Her neyse… Ben zaten bu hafta yukarıdaki ve benzeri argümanlardaki sorunlu tarafı ortaya koymak istiyorum.
Bir bütün halinde hayatı, varoluşu, insan yaşayışını açıklamaya çalışan kaç adet sosyal kurum vardır? Bir düşünün… İnanç sistemleri (dinler) kesinlikle öyledir. İdeolojiler de öyle… Bir de bilim… Peki bunlardan kendini değiştirme becerisine sahip olan hangisidir? Küçük değişiklikler hepsi için geçerli olmakla birlikte, şüphesiz bunu yapabilen ancak ve ancak bilimdir. Bunun için de büyük kavgalar vermesi gerekmez. Yeni veriler yeterlidir… Din ve ideoloji temelli düşünüşü şiar edinmiş birisi için bu bir çelişkiymiş ve güven zedeleyici bir özellikmiş gibi görülebilir ama tam tersine; bu bilimi “güvenilir” kılan en önemli özelliğidir. 1940'larda “hazmı kolaylaştırır, zihni açar vb.” gerekçelerle bazı doktorlar tarafından tavsiye edilen “sigara”, 1950'lerden sonra veriler birikip de onun akciğer kanserinin ve kalp hastalıklarının başlıca sebebi olduğu net bir şekilde ortaya çıkınca artık yasaklar listesine girecektir. Bu bir inanç sisteminin ya da ideolojinin kolay kolay sahip olmadığı bir beceridir.
Ama bu “bilim insanlarının kusursuz olduğu” ya da “bilimin güvenilirliğinin istismar edilmeyeceği” anlamına kesinlikle gelmez. Yukarıda saydığım her sosyal kurum istismara elbette açıktır. Toplumsal olmalarının hem sebebi, hem de zorunlu bir sonucudur bu ama “bağımsız araştırma” ve “bağımsız bilim insanlarının” varlığı yine de güven sağlar. Politika ya da ekonomik sebeplerle gizlenen bir bilimsel gerçek, sayıları çok daha fazla olan bilim insanları tarafından ortaya çıkarılır.
Sigara mevzuu bunun için iyi bir örnektir. 1950'lerde veriler sigara ile akciğer hastalıkları arasındaki bağlantıyı gün ışığına çıkarmaya başlayınca, sigara şirketleri bağımsız görünen STK'lar amacıyla suyu bulandırmaya çalışmış, bunun için “saygın” bulunan, para hırsları ya da ideolojileri gereği kullanılmaya açık bazı bilim insanlarını kullanmıştır; ama elbette bu çaba, dünyanın herhangi bir yerinde sigara içme alışkanlığı ile çeşitli hastalıklar arasındaki ilişkiyi sezinleyen araştırmacı hekimlerin bu ilişkiyi keşfetme ve ortaya koyma arzusunu engelleyememiştir (Bu konuyu anlatan önemli bir kitap var ve bu kitabı verdiği kıymetli bilgilerle inceleyen Çağrı Yalgın'ın Açık Bilim'de yayımlanan yazısına şuradan ulaşabilirsiniz).
Sözün özü: Bilimin “daha önce şöyle, şimdi böyle” söylemesi onun zayıflığına ya da tekinsizliğine değil, güçlü ve güvenilir olmasına delalettir.
Devamı...
Bir haftayı daha geride bıraktık! Yenisi yayımlandığı zaman bu bülteni e-posta olarak almak isterseniz şu formu kullanarak abone olabilirsiniz.
Elbette sevdikleriniz de okusun istiyorsanız, onlara da aynı tavsiyede bulunabilir ya da bu bülteni -e-posta olarak aldıysanız- iletebilirsiniz.
Hepinize iyi haftalar diliyorum.
Bu konuyu sevdin mi? Evet Hayır
Tevfik Uyar
Tevfik Uyar @tevfik_uyar

Bilim(+kurgu) Yazarı & Bilimsel Şüpheci, PhD. @HBT_Dergi @Yalansavar / @AcikBilim.

Abonelikten çıkmak için buraya tıkla.
Bu bülteni yönlendirirseniz ve beğenirseniz, abone olabilirsiniz: buraya.
Created with Revue by Twitter.
Istanbul