Profile bak

Gözden Kaçmasın #9

Tevfik Uyar
Tevfik Uyar
Herkese (kuzey yarım küredekiler için) kuvvetle muhtemel güneşli bir sabahtan merhaba! Bu yıl “yaz” gelmek için biraz nazlanıyor gibi. Gün içerisinde kışı aratmayacak zaman dilimleri oldu geçtiğimiz hafta… Yakın zamanda soğuk hava dalgası olmasa da sağanak yağmurların yeniden geleceği söyleniyor. “En azından sıcak hava dalgası değil” diyerek avunabiliriz. “Adeta yaz günü” diyeceğimiz erken gelmiş yazlar, bizler için güzel olsa da, insanlık için kötü havalar olacaktır.
Ben elbette bülteni her hafta muhakkak paylaşıyorum ve henüz abone olmayanlara çağrıda bulunuyorum… Ama gördüğüm kadarıyla bunu benim değil sizlerin yapması çok daha etkili oluyor. Sizlerin paylaşımı ve abonelik teşviki sayesinde, bilhassa geçen hafta takipçi sayısı muazzam sayıda arttı. İlginiz için çok çok teşekkür ediyorum.

Birkaç haber
Genetik Mühendislik Beklenmedik Sonuçlar Vermeye Devam Ediyor
CRISPR-Cas9 tekniğiyle hemstırlar üzerinde yapılan bir çalışma, biyolojimizin sosyal davranışlarımıza olan etkisinin sandığımızdan çok daha karmaşık olduğunu göstermiş. Araştırmanın sonuçları hayli ilginç ve hatta araştırmacıları da şaşırtmış: Vazopresin hormonunun etkisinin sosyal iletişimi ve agresyonu artırdığı biliniyor. Çalışmayı yürüten araştırmacılar genetik mühendislikle vazopresin reseptöründen tamamen yoksun hemstırlar üretmişler ve beklenmedik bir şey olmuş: Bu reseptörden yoksun olan hemstırlar, hiçbir müdahalede bulunulmayan kontrol grubuna göre çok daha fazla sosyal iletişim ve agresyon göstermişler. Bu teknikle insan genetiğine müdahaleye neden izin verilmediğini anlamak için iyi bir örnek.
“Yarın başka bir gündüüür… Yarını bekleeee….”
Bu haberi okurken aklıma İbrahim Tatlıses'in seslendirdiği “Bu da geçer” şarkısı ve ertesi günü beklemeyi öğütleyen bir sürü atasözü geldi… Çünkü Bern Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma gerçekten de uyumanın işe yaradığını göstermiş. Araştırmaya göre REM uykumuz sırasında beynimiz pozitif duygularla ilişkili bağlantıları güçlendirirken, negatif duygularla ve travmalarla ilgili olanları zayıflatıyor. Araştırmacılara göre bu mekanizma paranoyaya ve kaygı bozukluğuna düşmemizi engelleyerek neyin emniyetli neyin tehlikeli olduğunu ayırt etme becerimizi diri tutuyor.
Anti-Güneş Paneli
Gün boyunca Dünya ısınıyor ve Güneş battıktan sonra bu ısı tekrar uzaya saçılarak kayboluyor… Peki ışığı absorbe ederek değil de, yayarak elektrik üretmek mümkün mü? Norveçli araştırmacı Runde Strandberg'e göre mümkün! Termoradyatif Diyot adı verilen bir cihazla geceleri dünyanın geri yaydığı kızılötesi ışınımdan elektrik elde etmeyi hedefleyen Strandberg ve ekibi bunu başarmış görünüyor. Şimdilik enerji üretimi bakımından bir güneş panelinin binde biri kadar iş görüyor olsa da, uzun zamandır teorik olarak bu konuya kafa yoran Strandberg için büyük bir başarı!
Termoradyatif Diyot
Termoradyatif Diyot
Paylaşmasam olmaz
Biyonik Okuma
Recep Baltaş'ın tweetiyle haberim olan “biyonik okuma” adlı bir teknik var. Kelimelerin ilk kısımlarını vurgulayarak zihnimizin kelimeyi daha hızlı algılayıp tamamlamasına dayanıyor. Örneği de aşağıda…
Recep Baltaş
Biyonik Okuma isimli bir teknik geliştirilmiş. Kelimelerin belli kısımları kalın yapılıyor, böylece çok daha hızlı okuyabiliyorsunuz. İnanılmaz bir fark oluyor okuma hızında. https://t.co/tVXb5yn6oL
Aslında bu oldukça iyi bir “höristik” yöntem. Yazıları ve sayıları soldan sağa tarayan zihnimiz önceki uyarana sondakinden daha hızlı -ve baskın- bir tepki veriyor. Aynı sebeple marketteki 30 liralık bir ürüne 29.90 TL'lik bir etiket koymak çok işe yarıyor. Bir de siz deneyin…
Geçmişten notlar...
Ya herkes çocuk sahibi olduktan sonra gezegenin geleceğine yönelik ilgi ve kaygıları artmaya başlıyor ya da bu garabet bana mahsus… Emin değilim. Kendimi gelecekteki felaketler ve oğlumu bunlara karşı nasıl hazırlıklı hale getirebileceğim hakkında düşünürken buluyorum. Size de oluyor mu bu? Onca distopya okuyup, post apokaliptik filmler izleyip, bu konuda sakin ve sağlıklı kalmak mümkün olmasa gerek… Belki de bu yüzden öncelikle ülkemizin, ama daha geniş ölçekte gezegenimizin geleceğiyle ilgili bir şey görürsem dikkatimi çekiveriyor. “Geçmiş tarihli” olsa bile…
Aşağıdaki paragraf 1970 yılının Kasım Ayı'nda “Türkiye'de Erozyon” kapak konusuyla çıkan Bilim ve Teknik dergisinden. Kapak yazısını Nihat Sargınalp yazmış. Kendisi hem milletvekilliği yapmış hem de Türkiye Tabiatını Koruma Cemiyeti üyeliği yaparak, bir de Erozyon hakkındaki ilk farkındalık çalışmalarını gerçekleştirmiş bir yüksek mühendis. Bakınız rahmetli Sargınalp, Bundan 52 yıl önce ne demiş?
Sargınalp, 10 milyon ton tahıl ithal etmeyi epey uç bir durum olarak tanımlamış. Açık kaynak verilere baktığımda 2021 yılındaki buğday ithalatımızın 7.5 milyon ton olduğu bilgisine ulaştım. Yani Sargınalp'in çizdiği sınıra yaklaşmışız (30 değil 52 sene sonra olduğuna dikkat etmek gerek). Bir de bildiğim kadarıyla Türkiye'ye ithal edilen buğdayın önemli bir kısmı un, makarna olarak tekrar ihraç ediliyor. Bu bilgiler “henüz korkulacak seviyede” olmadığımız anlamına gelir mi emin değilim; ama takip ettiğim ekonomistlerin söylediklerine ve un ve ekmeğe gelen zamlara bakınca aslında bir gıda krizine doğru gittiğimiz görülebiliyor.
Sussam gönül razı değil
Antikacıdan aldığı tablonun üzerindeki detayı fark edince, 5 milyon eurodan satışa çıkardı - Haberler
Yukarıdaki haberi sabırla okuduğunuzu varsayıyorum. Herhalde yüzünüzde bir tebessüm belirmiştir… Peki bir düşünün… Bu tebessümün nedeni ne?
Bu iddiaya haber diye atlayan, URL'ye bakarsanız hatta bu haberi ilk başta “Satın aldığı tablo Salvador Dali'ye ait çıktı!” diye yayımlayan muhabir, editör ya da yayıncı mı?
“Eseri ıslak mendille silelim, boya dağılmazsa orijinaldir” mantığını yürüten -ya da yürüttüğü iddia edilen- sanat galericisi mi?
Eseri 5 milyona satışa koyan, kadının sözlerinden, eserde beliren X'lerden etkilenen, ultraviyole incelemelerinde Dali'nin yüzü ve imzasını gördüğünü iddia eden haber konusu beyefendi mi?
Kadının “kadrini kıymetini bil” demesinden etkilenip, belli ki bir miktar para saydıktan sonra (bu ödemenin acısıyla) bu resmin hakikatte çok kıymetli olduğuna inanmak isteyen beyefendi, bu inancını desteklemek için bir takım kanıtlar arama ihtiyacı hissetmiş, tamam… Ancak neden Dali yahu? Herhalde bu resim “bildiğiniz ressamlardan hangisinin tarzına en çok benzemiyor” diye sorsalar aklıma ilk Dali gelir. Bob Ross dese anlayacağım da, resmin Dali'yle bir ilgisi yok (bütün cahilliğimle söylüyorum; çünkü göz var, nizam var…)
Ama buradaki esas suç “haberciliğin” ilkelerini öldürenlerde… Artık bir web sitesinin gerçekten haber sitesi iddiasında mı olduğunu, yoksa Zaytung'a rakip mi çıktığını ayırt etmek zor…
Ara sıra gündeme getirdiğim gibi:
Tevfik Uyar
Turing Testi V2: Zaytung haberi ile gerçek haberi birbirinden ayırt edebilen yapay zeka insanlığı ele geçirebilecek kuvvete erişmiştir ve hemen durdurulmalıdır.
Duyurular
Sen Ben Lenin
Pandemi nedeniye beyaz perdede yakalayamadığım ama geçtiğimiz hafta Netflix'te gösterilmeye başlanan, Tufan Taştan'ın yönettiği, Sen Ben Lenin adlı filmi paylaşmak istiyorum bu hafta sizlerle. Oyuncu kadrosu yıldızlar geçidi gibi zaten ama Saygın Soysal'ı izlemekten özellikle keyif aldığımı belirtmek istiyorum. Çok fazla bir şey söylemeyeceğim. Tek mekan filmleri de seviyorsanız eğer bu filmi gözden kaçırmayın.
Sen Ben Lenin | Teaser
Sen Ben Lenin | Teaser
Devamı...
Bir haftayı daha geride bıraktık! Yenisi yayımlandığı zaman bu bülteni e-posta olarak almak isterseniz şu formu kullanarak abone olabilirsiniz.
Elbette sevdikleriniz de okusun istiyorsanız, onlara da aynı tavsiyede bulunabilir ya da bu bülteni -e-posta olarak aldıysanız- iletebilirsiniz.
Hepinize iyi haftalar diliyorum.
Bu konuyu sevdin mi? Evet Hayır
Tevfik Uyar
Tevfik Uyar @tevfik_uyar

Bilim(+kurgu) Yazarı & Bilimsel Şüpheci, PhD. @HBT_Dergi @Yalansavar / @AcikBilim.

Abonelikten çıkmak için buraya tıkla.
Bu bülteni yönlendirirseniz ve beğenirseniz, abone olabilirsiniz: buraya.
Created with Revue by Twitter.
Istanbul